Psikolojik Rahatsızlıklar Neden Arttı?

depresyonPsikolojik rahatsızlıklar günümüzde neden bu kadar arttı? Ekim 2014 tarihinde Psikolog İrina Medvedeva ile (1) yapılan röportaj (2), toplumsal olarak bizim de muzdarip olduğumuz bazı hususları dile getirmesi bakımından okumaya değer diye düşünüp “iliskiterapisi.com” takipçileri için birkaç bölümünü tercüme edip kendi görüşlerimle birlikte yazmaya çalıştım. Umarım aktardığım düşünceler doğru anlaşılır ve ortaya güzel bir yazı çıkar.

Yapılan röportajda İrina Medvedeva psikolojik rahatsızlıkların artışını, Rus Ortodoks kültürünün değersizleştirilmesine bağlıyor. Jung’un kolektif bilinçdışı kavramına da değinen yazar, uyum bozucu davranışların kuşaklar arasında tekrar edildiğini, bir önceki kuşakta çiğnenen bir kültürel normun sonraki kuşaktaki kişiyi de etkileyebildiğinden bahsediyor. Tabi ki tam tersinin de mümkün olduğunu, yani ailelerin çocuklarını Rus Ortodoks kültürüne göre yetiştirmeye yönelmelerinin de sonraki kuşakta olumlu olarak kendini göstereceğini ifade ediyor.

moda1Son yıllarda psikolojik rahatsızlıkların artmasının altında yatan faktörler hakkında ise en başta Rus halkının fakirlik ve zenginlik kavramlarına bakışındaki değişikliğin geldiğini ifade etmektedir. Ona göre tarihin hiçbir döneminde, Rus kültüründe maddî zenginlik bugün olduğu gibi, insanın değerlendirilmesinde baş köşeye oturtulmamıştı. Özellikle çocukların eğitiminde maddî olana değer vermek yerine, manevî zenginliklerin eğitimin ana teması olduğunu belirtmektedir. Komünizmin gelişinden sonra ve hatta önce de Rusların bir arada çalışmayı sevdikleri, birlikte mutlu oldukları ve birlikte üzüldüklerini; ancak bugün insanların birbirlerine bir şeyler aşılamaya çalıştıklarını, başkalarını kendilerine benzetmeye çabaladıklarını söylemektedir.

“Moda” kavramına da değinen Medvedeva, dış görünüşe aşırı önem vermenin bu kavramla birlikte insanların ilgi odağı olduğunu ve moda kavramıyla birlikte “bu senin problemin” düşüncesinin zihinlerimize kazındığını ifade etmektedir. Bütün bu kültürel değişimlerden çocuklarla birlikte yetiştirenlerin de olumsuz olarak etkilendiğini; memnuniyetsizlik, anksiyete, yabancılık hissi gibi psikolojik problemlerin ortaya çıktığını, yaygınlaştığını anlatmaktadır.

Kültürel yozlaşmanın basın yoluyla yaygınlaştığını, insanlara eski kültürlerinin değersiz olduğu, önceki kültürde köleler gibi yaşadıkları inancının yaygınlaştırıldığını ve insanların da basın aracılığı ile yayılan bu düşünceleri sahiplendiğini ifade etmektedir.

İrina Medvedeva bugün insanların, kabalığı, alelade hazları arzulamak üzere provoke edildiklerinden bahsetmektedir. Televizyonlarda sürekli yeni yoğurtların, çikolataların, sucukların, peynirlerin, mobilyaların, araba ve kıyafetlerin reklamının yapıldığını, en tehlikeli olanın ise televizyonlar aracılığı ile cinsellik alanında bazı kültürel değişimlerin yaşanması olduğunu düşünmektedir. Ona göre utanma duygusunun kaldırılmasından daha tehlikeli bir kültürel değişim olamaz. Utanma duygusunun azalması hem çocukları ve hem de yetişkinleri olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuk psikoloğu olan İrina Medvedeva utanma duygusunun psikolojik sağlığın temel göstergelerinden biri olduğunu ifade etmektedir. Buna bağlı olarak insanlara utanma duygusundan kurtulmaları, doğal olmaları gerektiği çağrısının psikolojik bozukluklara davetiye çıkardığını savunmaktadır. Örnek olarak şizofrenin ileri düzeylerinde utanma duygusunun ortadan kalktığını, kişilik bozulmasının en ileri düzeyinin bu olduğunu söylemektedir. Toplum içindeki normal insanlarınsa psikotiklerde görülen bu karakter özelliklerini normalmiş gibi taklit etmeye başladıklarını ifade etmektedir.stydno

Buraya kadar bahsedilen hususlar aslında sadece Rus toplumunu değil bizi de yakından ilgilendirmektedir. Çünkü kitle iletişim araçları aracılığı ile diğer ülkelerle birlikte aynı etkilere biz de maruz kalıyoruz. Çok açık bir örnek vermek gerekirse, farklı toplumlar ve kültürler olmamıza rağmen, televizyon programlarımız, talk şovlarımız ve uluslararası şirketlere ait olan ürünlerin reklamları Rusya’da da Türkiye’de de aynı. Bu programların ruh sağlığımıza olan etkileri ise röportajın ikinci kısmında örneklerle anlatılıyor. Ben bu örnekleri bizdeki örneklere uyarlayarak aktarmaya çalıştım.

“Kendin olmak sana uyanı yapmaktır”, bir kot reklamının son cümlesi. Sadece bir pantolonu tanıtmak için çok gereksiz, toplumsal bilinçaltına direk mesaj veren, iddialı bir cümle. Ayrıca her kot reklamında sözlü ve görsel olarak cinselliğe vurgu yapılması bir gelenek halini aldı. Örneğin “Çantana dikkat et kızım, burası İstanbul” cümlesi başka bir reklamın son repliği. Tahmin edileceği gibi çanta sözü burada başka anlamda kullanılıyor. Ya da bir başka reklamda erkek, ıslanan pantolonunu kurutmak için otobüste üstünü çıkarıp pencerede kurutuyor. Bir diğerinde kız ve erkek duvarları kırarak koşmakta ve en son kendilerini boşluğa bırakmaktadırlar. Bu davranış örüntüleri ile bir ergen kliniğe başvurduğunda alacağı ilk tanı, DSM 4 tanı ölçütleri açısından bakıldığında “davranış bozukluğu” tanısıdır. Hastalık olarak tanımlanan bazı davranışların, özgürlüğün sembolü davranışlar olarak topluma kabul ettirilmeye çalışılması tam bir ironi.Blue_Jeans_(play)

Buna benzer başka reklamlardan da bahsedilebilir. Örneğin bazı yiyecek reklamlarında yetişkin kişiler, etraflarındaki her şeyi yok sayarak, onlara ilgi göstermeyerek örneğin küçük bir dondurma külahının peşinde, dudaklarını yalaya yalaya gezmektedirler. O an için her şeyi unutan insan Freud’un haz ilkesi ve gerçeklik ilkesi olarak bahsettiği ilkelerden haz ilkesine göre yaşayan bir çocuğu taklit etmektedir.

Cinsel bozukluklar kategorisinde ise realiti şovlar, BBG evleri vb programlar eşsiz örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu programlarda kızlar ve erkekler seyircinin gözü önünde (güya kendilerine ait olan bir evin, yatak odasında, banyosunda) soyunmakta ve bireysel teşhirciliği televizyon aracılığı ile yapmakta, onları izleyen milyonlarca insansa kapı deliğinden başkalarını röntgenlemek yerine kameralar aracılığı ile televizyon ve internet üzerinden bu uygunsuz arzusunu tatmin etmektedir. Dahası çok yakın zamanda bir çocuk giyim firmasının, koleksiyonunu tanıtmak için kullandığı çocuk mankenleri yetişkinler gibi göstermesi ve yetişkin cinselliğine gönderme yapacak şekilde onları fotoğraflaması tepki çekmiş ve birçok kesim açık mektuplarla tepkisini dile getirmişti.

Konuştuğumuz dil üzerinde izlediğimiz gençlik dizilerinin nasıl geriletici bir etkiye sahip oldukları da değinilmesi gereken konulardan bir tanesi. Dizilerde sıkça rastladığımız bebeksi konuşmayı taklit ederek birbirleri ile cilveleşen gençler artık gündelik yaşamda etrafımızda gezmektedirler. Regresyon olarak niteleyebileceğimiz bu davranışlar gençler tarafından kolaylıkla kabul edilmektedir.

Yukarıdaki tablonun değişip değişmeyeceği ve hatta değişmesine gerek olup olmadığı tartışılabilir. Sonuçta haz ilkesine göre yaşayıp gerçeklik ilkesini günümüzde gereksiz bulabilecek yüzbinlerce insan çıkabilir karşımıza. Ancak bu tablonun, ruh sağlığımız açısından bizleri daha iyi bir noktaya götürmeyeceği kesin gibi gözüküyor.

  • Çocuk Psikoloğu, Uluslararası Sanat Terapistleri ve Pedagogları Topluluğu ikinci başkanı.
  • http://www.ruscur.ru/news/0/05/82/58284.shtml

Bir Cevap Yazın