İnternette Tanıştık

internette başlayan ilişkiler

“İnternette tanıştık, bana çok çekici geldi”. Son zamanlarda en sık duyduğumuz cümlelerden bir tanesi. Bu yazıda internet ortamında başlayan ilişkilerin sağlıklı ilişki olup olmayacağı üzerinde durulmaktadır. Ancak başlangıçta genel olarak çekicilik kavramı üzerinde de durulmuş ve hem gerçek yaşamda hem de sanal ortamda kişileri birbirine çeken özelliklerin neler olabileceği tartışılmıştır.

İnsanın en temel ihtiyacı ilişki kurma ihtiyacıdır. Bu ihtiyacın giderilmesi için yüzyıllar içerisinde insan farklı yollar keşfetmiştir. İki cins arasındaki ilişkinin, ilişki kurma tarzları içerisinde ayrı bir yeri vardır. Arkadaşlık ilişkisi, akraba ilişkisi, sosyal ilişkiler vb. ilişki biçimlerinden farklı olarak karşı cinsle kurulan ilişkiler yakın ilişkiler psikolojisinin de özel inceleme alanlarından en önemlisidir denilebilir.

Karşı cinsle kurulan ilişkiyi romantik ilişki olarak isimlendirebiliriz. Romantik ilişkilerin kurulma biçimleri, ilişki kurulmak istenen kişilerdeki hangi özelliklerin kişileri çektiği, kurulan ilişkinin nelerden etkilendiği gibi hususlar yukarıda sözü edilen inceleme alanına dâhil olan konulardır.

Karşı cinsle kurulan ilişkinin nasıl başladığı üzerine yapılan çalışmalar “çekicilik” kavramına vurgu yapmaktadır. Bu kavram ilişkinin durduk yere başlamadığı, öylesine tesadüfî bir süreç olmadığı; aksine ölçülebilecek ve üzerine yorum yapılabilecek bazı değişkenlerden oluştuğu fikrine dayanmaktadır.

Çekicilik kavramı, içerisinde onlarca değişkeni barından bir kavramdır. “Ben şöyle tiplerden hoşlanıyorum, bana şu tip çekici geliyor” tarzındaki cümlelerle her gün karşılaşıyoruz. Hatta benzer cümleleri bizler de kuruyoruz. Eğitim durumu, yaşı, cinsiyeti, kültürü ve inancı ne olursa olsun herkesin daha çekici bulduğu bazı tipler, karakterlerden söz edebiliyoruz. Bu durum yakın psikoloji alanı ile ilgilenen uzmanlara, çekicilik kavramının üzerinde çalışılması gereken bir kavram olduğu düşüncesini vaz’ etmektedir. Bu anlamda yapılacak olan çalışmalarda üzerinde durulması gereken bazı sorular mevcuttur:

  • İnsanları birbirine çeken özellikler neler?
  • İnsanların ortak olarak hoşlandığı, kabul ettiği bazı çekicilik özelliklerinden söz edebilir miyiz?
  • Çekicilik kavramı kültürel etkilere açık bir kavram mıdır?
  • Çekicilik kavramını izah edebilecek bir kuram oluşturulabilir mi?

Yukarıdaki sorulara ilişkin bazı cevaplar günümüze kadarki araştırmalarla ortaya koyulmuştur. Bu kavram üzerine yapılan araştırmaların sonuçları, çekicilik kavramının bazı boyutları ile üzerinde konuşulabilecek bir kavram olduğunu göstermektedir. Yazımıza bu kapsamda daha önce yapılmış olan birkaç çalışmanın sonuçları ve bu alanda oluşturulmuş çekicilik kuramlarının özeti ile devam edeceğiz.

Çekicilik Kuramları

Burada bahsedilecek olan kuramlar, çekicilik kavramını kadınla erkek arasında yaşanan romantik ilişkideki çekicilik kapsamında irdeleyen kuramlardır.

Tutum Olarak Çekicilik

Tutum kelimesi Ruh Bilimleri Sözlüğü’nün 1974 yılındaki baskısında: “Belirli birtakım kişi, nesne ve olaylara karşı sürekli olarak aynı biçimde davranmamıza neden olan öğrenilmiş bir eğilim.” olarak tanımlanmaktadır. Yani bir tutumdan bahsederken kime karşı olduğu veya hangi durumlarda ortaya çıktığı ve de ortaya çıktığı her durumda aynı biçimde olduğundan bahsetmekteyiz. Eğer aynı kişiye aynı durum karşısında farklı bir davranış sergiliyorsak burada bir tutumdan bahsetmiyoruz demektir. Ayrıca tutum kavramı içerisinde sadece bir davranıştan değil; duygu, düşünce ve hissetme gibi zihinsel ve duyuşsal özelliklerin de içinde bulunduğu bir bütünden, karmaşık bir bütünden bahsedilmektedir. Bu anlamda tutumu duygu, düşünce, hisler ve davranış boyutlarında sergilenen bir öznel kalıp olarak tarif edebiliriz.

Çekiciliği bir tutum olarak inceleyen uzmanlar çekiciliğin; başkasına yönelik olarak ortaya çıkan bir yönelim olduğundan bahsetmektedirler. Burada yönelim kelimesi çift taraflı olarak kullanılmaktadır. Yani yönelim karşıdaki kişiye doğru bir yaklaşmayı ifade ettiği gibi, ondan uzaklaşmayı da ifade etmektedir. Her yönelimde belli duygu ve düşünceler ortaya çıkmakta ve belli hisler meydana gelmektedir. Burada önemli olan tetikleyici kişinin ve durumun tipikliğidir. Yani birey belli kişilere veya durumlara karşı aynı çekim hissi ile dolmakta ve romantik ilişkinin başlangıcı için “elektriklenme” başlamaktadır.

Denge Kuramları

Denge kavramı ile anlatılmak istenen ilişkilerde uyum arama eğilimidir. Çekicilikte denge (uyum) arayışının belirleyici dinamik olduğunu düşünen araştırmacılara göre birey ilişki kurmak istediği kişilerin bireysel özellikleri ile kendi bireysel özellikleri arasında bir uyum arayışı içerisindedir. Uyumu genel anlamda hayata bakış açısı, hayat felsefesi, yaşam tarzı, kültürel ve dini inanışlar içinde arayabileceğimiz gibi; ufak ayrıntılarda da arayabiliriz. Örneğin dışarıda yemek yemeyi sevip sevmeme, piknik yapmaktan hoşlanıp hoşlanmama, piknikte sadece eşiyle birlikte mi yoksa arkadaşlarla mı olmayı tercih etme, cinsel yaşamla ilgili beklenti ve fanteziler vb. ayrıntılarda uyumu arayabiliriz.

Denge kuramcılarına göre eş olarak seçeceğimiz kişi ile aramızda yukarıda bahsedildiği anlamda bir uyum söz konusu ise, onun bize çekici gelmesi daha olasıdır ve ilişkimiz daha tatmin edici olacaktır. Ayrıca onunla aramızda daha güçlü bir çekim kuvveti oluşacaktır.

Burada ortaya çıkan sorulardan bir tanesi, aralarında çok fazla uyum olmayan veya genel anlamda bir uyumdan bahsedilse de tutumları ayrıntılı olarak incelendiğinde büyük bir uyumun olmadığı ilişkilerde çekiciliğin arttırılması için yapılabilecek bir şey olup olmadığı sorusudur.

İlişkilerdeki uyumun arttırılması ile ilgili olarak “tutum uyumlulaştırması” kavramı ile karşılaşmaktayız. Bu kavrama göre kişiler partnerleri ile aralarında uyumsuzluk sezdiklerinde bunun ilişkilerine zarar vereceğine inandıklarından rahatsızlık duyarlar. Bu nedenle aralarındaki uyumu arttırmak için tutum ve davranışlarında değişiklik yapma yoluna giderler. Gerçekten de evlilikler veya uzun süreli ilişkiler incelendiğinde başlangıçta farklı tutum veya davranış kalıplarına sahip kişilerin zamanla birbirlerine benzedikleri görülmektedir. Özellikle görücü usulü tanışma ve evliliklerde zamanla birbirlerine uyumun arttığı, aradaki çekimin güçlendiği ve ilişkiye bağlılığın pekiştiği görülmektedir.

Davranışçı Kuram Açısından Çekicilik

Davranışçı ekol belli davranışların ortaya çıkmasının belli bazı şartlara bağlı olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca pekiştirilen davranışların tekrarlanacağı ve benimseneceğini söylemektedir. Ayrıca bazı davranışların başka bazı davranışlarla çağrışım yoluyla ilişkilendirilmesi halinde, o davranışların da benimsenebileceğini deneylerle kanıtlamıştır. Belli sivil toplum örgütleri veya cemaatlere mensup bireylerin insan ilişkilerindeki yakınlıkları incelendiğinde davranışçı kuramın çekicilikle ilgili ileri sürdüğü varsayımların doğru olduğu görülecektir.

Örneğin ister özel bir arkadaş grubu olsun isterse özel bir amaçla bir araya gelmiş bir sivil toplum örgütü olsun (genel anlamda bu yapıları grup olarak tanımlayabiliriz); bu grupların içindeki bir bireyin kendisi gibi aynı gruba devam eden bir başka kişiyi çekici bulması daha olasıdır. Romantik bir ilişki arayışında muhtemel eş adayına benzer özelliklerde bir başka adayın olması durumunda, kendisi ile aynı gruptaki kişinin ona daha çekici geleceği tahmin edilebilir. Burada benzer olma önemli bir etmendir. Benzer tutum ve davranışlara sahip insanların birbirleri ile daha iyi anlaşabilecekleri temel inancından hareketle aynı sosyal yapı içerisindeki bireylere karşı daha güçlü bir çekim hissi duyulacaktır. Ülkemizde aynı şehirden olmanın dahi (hemşericilik) kişiler arasındaki çekimi arttırdığı sosyal bir gerçektir.

Davranışçı kuram açısından çekicilik kavramı incelendiğinde karşımıza çıkan başka bir husus seçilen kişinin ödül veya ceza açısından neler getirdiğidir. Eş seçiminde yaptığımız tercihler bize ödül getiriyorsa, tercihimizle aramızdaki çekim gücü o kadar daha yüksek olmaktadır. Veya yaptığımız tercih bize sıkıntı ve ceza olarak yansıyacaksa, tercihimizle aramızdaki çekim kuvveti az olacaktır. Örneğin içinde bulunduğumuz toplumsal yapıya uygun bir eş seçiminde bulunduğumuzda bu durum bizim için bir onaylanma vesilesi olacaksa o eşe karşı duyacağımız çekicilik hissi güçlü olacaktır. Ya da tam tersi seçmek istediğimiz eş, içinde bulunduğumuz grup tarafından kabul edilmeyecek özelliklere sahipse, toplumsal dışlanma, yalnız kalma, eleştirilme gibi olumsuz pekiştireçlere maruz kalacağımız endişesi ile o adayla aramızdaki çekim kuvveti daha az olacaktır.

Çevremizdeki sosyal ilişkileri bu pencereden irdelediğimizde teorinin çalıştığı, bazı ilişkileri izah edebildiği görülecektir. Ancak bazı ilişkilerin bu pencereden bakıldığında anlaşılamayacağını da söylemek gerekmektedir. Çünkü bütün ilişkiler toplumsal onaya binaen olmamakta hatta tam tersine içinde bulunulan grubun onaylamayacağı kişilerin bazen daha da çekici hale gelebildiği ilişkiler görülebilmektedir. Yapılan seçimlerin getireceği ödülün (toplumsal anlamda bir ödül) az, cezanın, dışlanmanın çok olacağı durumlarda; içsel ödül toplumsal ödüle tercih edilerek eş seçimi de yapılabilmektedir. Örneğin ülkemizdeki “kızın evlilik için evden kaçması” olgusu incelendiği benzer bir tabloyla karşılaşılmaktadır. Kişilerin, ailelerinin onaylamayacaklarını bilmelerine rağmen kendi tercih ettikleri kişilerle evlenmeleri, davranışçı ekolün varsayımları ile açıklanamayacak bir durum olarak değerlendirilebilir.

Benzerlik Kavramı Çerçevesinde Çekicilik

Benzer olanlar bir arada olurlar. Başkasında size benzer yanlar buluyorsanız aranızda bir çekimin oluşması ve yakınlaşmanız daha kolay olacaktır. Benzerlik kavramını bir arada olmanın, yakınlaşmanın başat belirleyicisi olarak kabul edenlere göre benzer olanlar birbirlerine karşı daha fazla sevgi hissi geliştirebilmektedirler. Bu durum kişiler arasındaki farklılık ve zıtlıkların azlığına binaen, ilişkide çatışma ve ikiliklerin ortaya çıkma ihtimalinin seyrekliği sebebiyledir. Eğer üzerinde anlaşılmaya çalışılan ihtilaflı konular azınlıktaysa, paylaşılan anların sayısı daha fazla olacaktır ve eşler daha çok bir arada olabilecektir. Böylece birbirlerine karşı çekim kuvvetleri güçlü olacaktır. Eğer aralarındaki zıtlıklar fazla olsaydı, vakitlerini bu zıtlıkları uyuma doğru götürmenin yolunu aramakla geçirecekler ve paylaştıkları anların sayısı azalacaktı, bu da çatışmaların ve uyumsuzluğun şiddetine göre belki ilişkinin sona ermesine neden olacaktı.

Zıt kutupların birbirini çektiği görüşü ile benzerlerin birbirlerini çektiği görüşü karşılaştırıldığında, sosyal ilişkilerin kiminde zıt olanların birbirlerine karşı daha güçlü bir çekim hissettikleri de görülmektedir. Bir önceki konuda içinde bulunulan grubun onaylamayacağı kişinin seçilmesindeki motivasyonun benzerini burada da görmekteyiz. Aralarındaki benzerliklerin azlığı (zıt kutupları) kişilerin eş olmalarında çekici bir unsur olabilmektedir. Örneğin kadının lise veya üniversite mezunu olduğu, hatta içlerinden bazılarının ailelerinin ait oldukları sosyo-kültürel grubun çok elit olmasına rağmen, bu kişilerin kendilerine seçtikleri eşler ilkokul veya ortaokul mezunu, farklı bir sosyo-kültürel gruba ait kişiler olabilmektedir. Bu tür evliliklerin hepsinin ayrılık veya mutsuzlukla sonuçlanmadığı da bilinmektedir.

Ancak bu tablo genelde benzer olanların birbirlerini seçtikleri yargısını değiştirmemektedir. İnsana ilişkin bir konu olması hasebiyle farklı seçeneklerin de görülebileceğini kabul etmek gerekmektedir. Zıt olanların da birbirlerine uyum sağlamak için kendilerinden fedakârlıkta bulundukları göz önüne alındığında genel eğilimin benzer olanı bulma veya bulduktan sonra benzemeye çalışma yönünde olduğu söylenebilir. Zaten yüzlerce yılın süzgecinden geçerek gelen ve kolektif bilinçaltımızın temel inançlarından biri olan “davul bile dengi dengine” sözü bunu ifade etmektedir.

Zıtların birbirini çekmesiyle ilgili olarak “ölümcül çekimler” kavramını da dikkate almak gerekir. Bu kavram Felmlee’nin ortaya attığı bir kavramdır. Felmlee ilişkiler üzerine yaptığı çalışmalarda; ilişkinin başında eşler arasındaki zıtlıkların çekim gücünü arttırıcı bir rol oynadığı ilişkilerde, ilişkinin ileriki dönemlerinde söz konusu zıtlıkların yıkıcı bir etki oluşturduğunu ve ilişkide uyum bozucu bir rol oynadığını göstermiştir. Ortaya koyulan diğer bir sonuçsa; eşler arasındaki zıtlıkların ilişkinin ilerleyen dönemlerinde ortay çıkması durumunda, bu zıtlıkların tolere edilebildiği ve ilişkiye çok fazla zarar vermedikleri sonucudur. Bu anlamda kendinize eş olarak seçtiğiniz kişide, size benzemeyen, zıt olan yanların ilişkinin başında da size çekici gelip gelmediğini düşünmeniz gerekmektedir.

Benzerlikle ilgili üzerinde durulması gereken bir husus daha vardır. Bazı araştırmalar, ilişkilerin başlangıcında benzerliğin çekimi artırıcı bir unsur olduğu ancak ilişkinin ilerleyen dönemlerinde eşlerin kişilik özellikleri, düşünce ve davranışlarının ilişki üzerinde daha etkili olduğunu göstermiştir.

Uyarılma Kuramı

Fizyolojik uyarılma sonucu yaşanan duyguların karşınızdaki kişi ile ortak oluşu ortak bir duygusal deneyimi oluşturacağından ona karşı duygusal bir çekim hissetmeniz mümkün olabilmektedir. Kurama göre benzer fizyolojik tepkilerin gösterildiği yaşantıları deneyimleyen kişilerin birbirlerine bağlanma ve aralarında güçlü bir çekim kuvveti doğması olasılığı yüksek bir olasılıktır.

Dutton ve Aron’un (1974) yürüttükleri bir çalışmada; erkek katılımcıların yarısından, yüksek bir asma köprüden, yarısının da daha alçakta bulunan sabit bir köprüden geçmeleri istenmiştir. Köprüden geçen erkeklerin bir kısmı erkek, bir kısmı da kadın görevliler tarafından karşılanmış ve katılımcılara bir resim gösterilerek resimle ilgili bazı soruları cevaplamaları ve bir öykü yazmaları istenmiştir. Ayrıca katılımcılara, konu ile ilgili soruları olması durumunda kendilerine resmi gösteren görevliyi evinden arayabileceği söylenmiştir. Çalışmanın sonunda asma köprüden geçen ve bir kadın görevli tarafından karşılanan erkek katılımcıların öykülerinde cinsel içerikli öğelerin daha ağırlıkta olduğu ve kadın görevliyi evinden arama eğiliminin daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu durum tehlikeli bir köprüden geçen katılımcının yaşadığı fiziksel uyarılmanın onda daha fazla duygusal ve cinsel çekime yol açtığı şeklinde yorumlanmıştır.

Reklamlarda ve filmlerde bir kaza anında yaralılara yardım etmeye çalışan bir erkekle bir kadının birbirlerine bakışlarının manidar oluşu ve aralarında romantik bir çekimin oluşmasına çok kereler tanık olmuşuzdur. Metin yazarları yaşamdaki bu gerçeği sezmiş olmalılar ki; senaryolarında bazı ilişkileri bedensel yorgunluklar ve uyarılmışlıklardan sonra başlatmaktadırlar.

Çevresel Etkiler

Yakınlık

“Gözden ırak olan gönülden de ırak olur” sözü bu başlıkta anlatılacak olanları özetlemektedir. Fiziksel ve mekânsal yakınlık kişiler arasındaki çekim kuvvetini arttırmaktadır. Bir arada olmak insanların birbirleri ile olan etkileşimlerini arttıracağından aralarında bir çekim kuvvetinin oluşması ihtimali yüksektir. Aralarında kan bağı olmamasına rağmen, uzun süre bir arada kalan insanların, aynı etkinliklerde rol alıp, aynı amaç uğruna çalışmışlarsa birbirlerine karşı farklı bir bağ geliştirdikleri, aralarındaki yakınlığın akrabalardaki kan bağında olduğu gibi ileri düzeyde geliştiği bilinmektedir.

Ancak mekânsal birliktelikte birbirine zıt karakterler bulunuyorsa ve hiçbir şekilde birbirlerine benzeme veya uyum sağlama imkânı bulunmuyorsa, mevcut mekânsal yakınlık çekicilik üzerinde olumsuz bir etkiye de neden olabilmektedir. Hoşlanmadığınız birisiyle aynı araçla pikniğe gidip, aynı masada yemek yediğinizi düşündüğünüzde mekânsal yakınlığın aranızdaki çekim kuvvetini nasıl olumsuz olarak etkilediğini daha açık bir şekilde anlayabilirsiniz.

Dış Görünüm

Kişinin duruşu, görünüşü, tavırları çekicilik açısından büyük önem taşımaktadır. Kişilerin dış görünüşleri ile karşılandıkları ama konuştukları ile uğurlandıkları anlayışının insanlar arasında yaygın bir görüş olduğunu hatırlamak gerekir.

Çekicilikte fiziksel görünüm önemli olduğu kadar, fiziksel görünümün değerlendirilmesinde kültürel etkiler de son derece önemlidir. Farklı kültürlerde kadın ve erkeğin dış görünüş açısından farklı değerlendirmeleri ile karşılaşmaktayız. Kimi kültürlerde zayıflık bir beğeni ölçütü iken, bazı kültürlerde kilolu olmak beğeni ölçütüdür. Aynı şekilde çekik gözlü insanların yuvarlak ve büyük gözlere sahip kişileri daha çekici buldukları araştırmalarla ortaya koyulmuştur. Bu durum güzellik anlayışının toplumdan topluma değiştiğini ve beğenilebilecek tip ve karakterlere ait bazı kodların içinde bulunulan grup tarafından bireye aktarıldığı anlamına gelmektedir. Yani bize çekici gelen kişilerde, daha önce öğrendiğimiz bazı kodlara göre belli özellikler aradığımızı ve o kodlara uyan kişileri daha çekici bulduğumuzu söyleyebiliriz. 1975 yılında yapılan bir çalışma (Benson, Karabenick ve Lerner) birisine yardım edeceğimiz zaman bile karşımızdaki kişinin cinsiyetinin, çekici birisi olup olmadığının ve ırkının bizi harekete geçirmesi açısından önem taşıdığını göstermiştir.

Bu kodların yaygınlaştırılması ve içselleştirilmesinde kitle iletişim araçları önemli bir role sahiptir. Kişisel imaj ve kadın erkek ilişkilerine dair yüzlerce varsayım, önyargı, önbilgi kitle iletişim araçları ile bizlere sunulmakta ve zaman içerisinde beğenilerimiz ve beğenilerimize ilişkin kodlarımız değişebilmektedir.

Dış görünümle ilgili söylenmesi gereken başka bir husus da şudur: İlişkinin başlangıcında dış görünüş önemli iken; ilişkinin ilerleyen dönemlerinde kişisel özellikler, inanç ve değerlere ilişkin benzerlik ve rollerdeki uyum daha fazla önem arz etmektedir. Buradan yola çıkarak, karşı cinsi etkilemek için sadece dış görünüşüne odaklanan ve bazı karakteristik özellikleri hakkında yalan söyleyen kişilerin, ilişkinin ilerleyen safhalarında yalanları ortaya çıkacağı için sıkıntı yaşayacağı söylenebilir. Bu nedenle kendisi hakkında gerçekçi olması, kişinin bakımlı olması kadar hatta daha da fazla önemli olduğu vurgulanabilir. Birçok ilişkinin, eşlerin evlenmeden önce birbirleri hakkındaki fikirlerinin evlendikten sonra “ne kadar yanılmışım” düşüncesi ile değişmesi nedeniyle ayrılıkla sonuçlandığını göz önüne aldığımızda, dış görünüşle birlikte kendisi ile ilgili açık olmasında da çok büyük fayda olduğunu söyleyebiliriz.

Dış görünüşün dışında araştırmaların ortaya koyduğu ve çekiciliği arttırdığı düşünülen bazı özellikler şunlardır:

  • Neşeli olanlar, neşeli olmayanlara göre,
  • Dışa dönükler, içe dönüklere göre,
  • Eş bulma konusunda orta derecede seçici olanlar, aşırı beklentili ve fazla seçicilere göre,
  • Üstün yetenekli ama bazı insani kusurları olanlar, diğerlerine göre daha fazla tercih edilmektedirler.

Elbette yukarıda sıralanan durumlar belli bazı çalışmalardan derlenmiş sonuçlardır ve ilişkilerdeki çekicilikle ilgili yüzde yüz bilgi sunmamaktadır. Yani istisnaları ve hata payları dikkate alındığında, genel anlamda böyle bir eğilim olduğu söylenebilir. Ayrıca söz konusu çalışmalar 1970 ve 1980’li yıllarda yapılmış çalışmalardır. Aradan geçen yaklaşık kırk sene boyunca, insanların beğenileri değişmiş, toplumsal cinsiyet rollerinde köklü değişimler meydana gelmiştir. Dolayısıyla yukarıdaki sonuçlara ekleme ya da sonuçlardan çıkartmalar yapılması mümkündür.

Evrimsel Psikoloji ve Eş Seçimi 

Psikolojiyi evrimsel bakış açısıyla anlamaya çalışan uzmanların eş seçimi ile ilgili olarak ortay koydukları bazı hususların burada özetlenmesinin faydalı olabileceği söylenebilir.

Kadın erkek ilişkilerini inceleyen uzmanlara göre kadınlar genel olarak, evi geçindirebilecek, çocuklarının yeteneklerinin geliştirilmesinde öncü olabilecek, sorumluluk sahibi erkekleri daha çekici bulmakta; erkekler ise sağlıklı çocuk doğurabilecek ve o çocukları yetiştirebilecek kadınları eş olarak daha çekici algılamaktadırlar.

Ayrıca bu görüşe göre kadınlar, daha fazla para kazanabilen, üniversite mezunu ya da kariyer sahibi erkekleri daha çekici bulmaktadırlar. Erkeklerse dış görünüş açısından daha alımlı olan kadınları çekici bulmaktadırlar. Erkekler kadınlarda dış görünüş açısından çekiciliğin yanı sıra; kendilerinden yaşça genç olmalarını da bir kriter olarak aramaktadırlar. Bu anlamda bakıldığında kadınlar başarılı olmasının yanı sıra kendilerinden yaşça daha büyük erkekleri daha çekici bulmaktadırlar.

Ancak üzerinde durulması gereken bazı veriler sunan bir takım çalışmalar, toplumsal cinsiyet rolleri ve toplumun yaşam standardı değiştikçe, çekicilik kriterlerinin de değiştiğini göstermektedir. Örneğin kadının iş hayatına girmesi ve erkek kadar iş hayatında kariyer sahibi olması ile birlikte, kendisinden yaşça daha büyük bir erkeği eş olarak seçme tercihlerinde değişiklikler meydana gelmektedir. Erkeklerin de kadınların iş hayatına girmesi ile birlikte örneğin ev işlerinde becerikli bir kadın arama tercihlerinde değişiklik yaşadıkları söylenebilir. Artık kadın da erkek de girdikleri taksitleri ödemelerine yardımcı olabilecek kişileri kendilerine eş olarak seçmektedirler. Bu değişimlerin yanı sıra bazı özelliklerin değişmediği, hala aranan kriterler arasında olduğu görülmüştür. Bu özellikler eşlerde güvenilirlik, bağlılık ve anlayışlılıktır.

Sanal Ortamda Çekicilik

Sanal ortamdaki ilişkiler üzerine yapılmış olan çalışmalar, psikolojinin diğer alanlardaki çalışmaları ile kıyaslandığında oldukça azdır. Yakın ilişkiler ve çekiciliğin sanal ortamda nasıl yaşandığı, kısa ve uzun süreli etkileri ve sanal ortamda başlayan ilişkilerin sonuçları hakkında söylenebilecek hususlar burada tartışılacaktır.

Öncelikli soru sanal ortamda başlayan bir ilişkinin sağlıklı bir ilişki olup olmadığı sorusudur. Genelde insanlar sanal ortamda (internet ortamında) tanışılan insanların gerçek kimliklerini yansıtmadıkları, kendileri ile ilgili olarak bazı bilgileri gizledikleri hususunda hemfikir gibi görünmektedir. Ayrıca tanışılan kişilerin niyetleri ile ilgili olarak, özellikle tanışılan kişi erkekse, son derece dikkatli olunması gerektiğine dair yaygın bir kanı mevcuttur. Belki bu kanının oluşmasında, internetin yaygınlaştığı yaklaşık son 15 senelik zaman diliminde yaşanan olumsuz olayların ve internetin kadınların aleyhine cinsel içerikli kullanımlarının bir payı olduğu düşünülebilir.

Ancak bütün bunlara rağmen internet ortamında başlayan bir ilişkinin mutlu bir sonla bitmesi ihtimalinin yüzde sıfır olduğu söylenebilir mi?

Bu sorunun cevabı yine internette başlayıp evlilikle sonuçlanan ve hala devam eden ilişkilerde gizlidir. Levin daha internetin yeni yayılmaya başladığı yıllarda, en geç bir ay içerisinde yüz yüze görüşmeye dönüşen ilişkilerin yıkıcı etkilerinin daha az olacağını ve ayakları yere basan bir ilişkiye dönüşeceğini söylemiştir.

Çekiciliğin bilgisayar ortamında hangi kriterler açısında değerlendirilebileceğine bakıldığında; dış görünüşün yine ön planda olduğu görülecektir. Kişilerin özellikle sosyal paylaşım sitelerinde profillerine koydukları resimler ve paylaştıkları diğer video ve görsellerinde dış görünüşleri ile ilgili olarak karşı tarafta bir algı oluşturmak istedikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca yine paylaşılan fikir içerikli mesajlar, kişinin bir gruba ait olma isteği ve kendi benzerleri ile etkileşimde bulunmak istediğini göstermektedir.

İnternet ortamında bir ilişkinin başlamasında sanal ortamın sunduğu ve yüz yüze ilişkide ilk etapta daha zor yakalanabilecek olan “sanal rahatlık” kavramından da bahsedilebilir. Sanal rahatlık kişilerin kendileri ve amaçları ile ilgili daha açık olabilmeleri anlamına gelmektedir. Günlük yaşamda sokakta, karşısındaki kişiye söyleyemeyeceği bir sözü, yapamayacağı bir teklifi kişi internet ortamında rahatlıkla ifade edebilmektedir. Bu durum, çekici olarak algılanan kişinin mesafe olarak uzak ve alınacak negatif cevabın/tepkinin olumsuz etkisinden kolayca kurtulma imkânı bulunabilmesi ile açıklanabilir. Ayrıca toplumsal baskı ve eleştirilme riskinin az olması da bu rahatlığa etki eden önemli bir unsurdur.

Sanal ortamın kişilere sunduğu imkânlar arasında kimliğini gizleyebilme, farklı fotoğraflarla karşısındaki kişiyi yanıltabilme seçeneklerinin olması, internet ortamında başlayan ilişkilerin gerçekçi bir zemine oturtulabilmesi için farklı güvenlik tedbirlerini gerekli kılmaktadır. Özellikle tehlikeli olabilecek durumların henüz farkında olamayacak derecede küçük yaşta olan çocuk ve gençlerin ailelerinin bu konuda dikkatli olmaları gerekmektedir.

Yapılan bazı çalışmalardan yola çıkılarak gençlerin interneti daha yoğun kullandıkları söylenebilir. Donn ve Sherman (2004) yaptıkları bir araştırmada üniversite mezunu doktora öğrencilerinin sadece lisans mezunu öğrencilere göre daha çok internet üzerinden ilk kez tanıştıkları kişilerle gerçek bir buluşma sağladıklarını ortaya koymuştur. Bu durum internet üzerinde gerçekçi bir ilişki başlatmanın ilk adımlarının atılmasında yaş ve kariyerin etkili olabileceğini düşündürmektedir. Aynı araştırmada ortaya koyulan başka bir sonuçsa çalışmaya katılan bütün grupların, sitelerde kendilerini tanıtan kişilerle ilgili olarak yalan söylediklerini düşündükleri yönündeki ortak eğilimdir.

Cali, Coleman ve Campbel’in (2013) yaptıkları araştırmada bir site üzerinden online bir randevu ile yüz yüze alınan bir randevunun katılımcılarda oluşturduğu kendini koruma davranışları karşılaştırıldığında; bir site üzerinden online randevu tarihi alınan bir buluşmaya ilişkin katılımcıların kendileri ile ilgili olarak daha koruyucu davrandıkları görülmüştür. Bu sonuç Lindsay ve Kyrsik’in (2012) online ortamda kolej öğrencileri arasındaki taciz üzerine yaptıkları çalışmanın sonuçları göz önüne alındığında normal gözükmektedir. Çünkü 2012’de yapılan bu çalışma, 2004 yılında yapılan benzer bir çalışmada online ortamda tacizin yüzde 16.2 oranında bulunmasına karşın, 2012’de bu oranın yüzde 43.3’e çıktığını göstermiştir. Yani sanal ortamda yaklaşık olarak her iki görüşmeden bir tanesi taciz içermektedir. Bu sonuçlar sanal ortamda karşı cinsle aramızda çekim oluşturan özelliklerin, gerçek ortamda karşı cinsle aramızda aradığımız çekicilik özelliklerine göre daha güvenilir olması gerektiğini göstermektedir.

Sonuç olarak sanal ortamda başlayan yakın ilişkilerin, internetin yaşamımızdaki etkisinin giderek arttığı ve hatta telefonlarımıza kadar indiği bir ortamda, artarak devam edeceği öngörülebilir. Burada sorumluluk sahibi kişilere düşen görev, internette başlayan ilişkiyi gerçekçi temellere oturtabilmek için, özellikle gençlere, yeterli bilinçlendirme çalışmalarının yapılması görevidir. Burada ailelerin de dikkatli ve sorumlu davranmaları önem arz etmektedir.

KAYNAKÇA

Benson, P.L., Karabenick, S.A., Lerner, R.M. (1975). Pretty Pleases: The Effects Of Physical Attractiveness, Race, And Sex On Receiving Help. http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/00221031769007

Cali, B.E., Coleman, J.M., Campbel, C. (2013). Stranger Danger? Women’s Self-Protection Intent and the Continuing Stigma of Online Dating. http://online.liebertpub.com/doi/abs/10.1089/cyber.2012.0512

Donn, J., Sherman, R.C. (2004). Attitudes and Practices Regarding the Formation of Romantic Relationships on the Internet. http://online.liebertpub.com/doi/abs/10.1089/109493102753770499

Dönmez, A. (Çev.Ed.). (2009). Yakın İlişkiler Psikolojisi. Nobel Yayın Dağıtım. Ankara

Lindsay, M. Krysik, J. (2012). Online Harassment Among College Students. http://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/1369118X.2012.674959?journalCode=rics20

Bir Cevap Yazın