Birinci Sınıfa Başlayan Çocuklar

birinci sınıfın zorlukları

Çocuğunuz birinci sınıfa başladıysa gerçek kendinizle tanışmaya, arızalı yönlerinizle yüzleşmeye başlamışsınız demektir. Öfke kontrolü, sabır, başka izah yolları bulabilme, karamsarlık vb hususlarda ne kadar mahir olduğunuzu yakından görecek ve hissedeceksiniz. Formalar, çantalar, cicili bicili kalemler, suluklar, beslenme çantaları, ilk gün telaşı ve heyecanı çok geçmeden, en iyi ihtimalle 2 hafta, en geç 1 ay sonra yerini “ oğlum çizgileri taşırmayacaksın”, “kızım kalemi şöyle tut diyorum” lara dönecek. Psikoloji programlarını hıfzetmiş, o gelişim kitabı senin bu gelişim kitabı benim okumadık bir şey bırakmamış anneler, hatta bu yazının müeellifi gibi ebeveynlere psikolojik tavsiyelerde bulunan bir sözümona (yani sözüm kendime) uzman bile öfke nöbetleri içinde evde yüksek ses denemeleri yapmaya başlamış olacak.

Yukardaki tablo, topluma kötü örnek olan ve çoğunluğa kendini kötü hissettirmekten başka bir meziyeti olmayan bir iki sabır timsali aile için söz konusu olmasa da bizim gibi ölümlüler için sıradan bir tablo. İşin şakası biryana yukardaki tabloda öyle anne baba davranışlarıyla karşılaşmak mümkün ki; bağırmak ve çocuğa kızmak en makul davranışlar olarak algılanabilmekte. İşin ironik olan yanıysa şu, çocuğum için herşey daha güzel olsun, okuma yazmayı hızlıca öğrensin diye kopartılan feryatlar, çocuğun daha hızlı öğrenmesine yol açmadığı gibi, okula karşı olumsuz tutum geliştirmeden tutun özgüven kaybı ve travmatik yaşantıların oluşmasına kadar olumsuz etki yapabilmektedir.

Hata olduğunu bildiği halde çocuğuna hakaret eden, onu aşağılayan, onu ağlatana isyan ettirene kadar bağıran, ardarda cezalar sıralayan anne babaların bu davranışlarının altındaki en temel inançlar “benim çocuğum aptal değil”, “benim çocuğum en zeki çocuk”, “çocuğumun başarısızlığı benim (yada ailemin) başarısızlığımdır”, “ya benim çocuğum okuma yazmayı sökemezse” gibi gizli inançlardır. Bu temel inançlar bireyden bireye, aileden aileye değişiklik gösterebilir ancak, en temel inançlar bunlardır diyebiliriz.

Bu temel inançlar ne demek oluyor? Örneğin “Benim çocuğum en zeki çocuk olmalı” diye düşünen bir ebeveynin temel inancı aşağıya doğru sorgulama yöntemiyle incelendiği zaman şöyle bir tabloyla karşılaşırız:

Benim çocuğum en zeki çocuk olmalı       →       Yani ?

Harfleri öğretmen gösterir göstermez herkesten önce o okuyup yazabilmeli                                               →   Başka ?

Öğretmeni onu sık sık övmeli                   →       Başka ?

Sınıfta en güzel resmi o yapmalı              →       Peki diyelimki çocuğunuz    harfleri hemen okuyamadı, resminin çizgileri de düzgün değil, bunun anlamı ne?

Yapamıyor demektir                                 →         Yapamıyorsa anlamı ne?

Başarısız demek                                     →         Başarısızsa bu sizin için ne anlama gelir?

Kapasitesi ya da zekası yetersiz             →       Kapasitesi yetersizse ne olur?

Ben de yetersizim, zeki değilim, başarısızım demek olur.

Yani şablondan anlayacağımız gibi çocuğumuzun harfleri hızlıca öğrenmesini arzulamamızın altında “aslında ben yetersizim, zeki değilim, başarısızım” gibi bir temel inanç yatıyor olabilir. Elbette burada şu soru sorulabilir: ”Çocuğumun başarılı olmasını istiyorsam, harfleri hemen öğrensin istiyorsam, bu illa benim başarısızlık temel inancım olduğu anlamına mı gelir?” Çocuğun başarılı olmasını istemekle başarısını hızlandırmak ve onu zorlamak arasında bir ayırım yapıp, çocuğunuz bu başarıya sizin istediğiniz sürede ulaşmadığında kızıp öfkeleniyorsanız, yukardaki sorunun cevabı “evet” olacaktır. Eğer içinizden hızlıca kabarıp taşan bir öfke patlaması oluyorsa cevap yine “evet” olacaktır. Ama eğer “demek ki şimdi hazır değil, ilerde daha iyi kavrayacaktır” diye düşünüp onu hazırlayıcı başka ara çalışmalar üretebiliyor, yeni yollar icat edebiliyorsanız, o zaman çocuğunuzun başarılı olmasını arzulamanız normal demektir.

Peki kabaran öfkemiz ve iki satır ödevle taşan sabrımızla nasıl baş edeceğiz. Öncelikle 7 yaşın zihinsel olgunlaşma açısından bir geçiş dönemi (teknik tabiri ile somut işlemlerden soyut işlemler dönemine geçiş) olduğunu bilmeliyiz. Soyut işlemler dönemine henüz geçmemiş bir çocuğun bazı kavramları ve işlemleri kavraması mümkün değildir. Parmakları olgunlaşmamış, olgunlaşsa bile kalem tutmaya yeni başlamış çocukların çizgileri olması gerektiği gibi çizememeleri gayet doğaldır. Bu anlamda 60 aylıkken okula başlayan çocukların 72 aylık okula başlayanlara göre daha çok zorlanacakları, ve onlara karşı daha da sabırlı olunması gerektiği unutulmamalıdır. Ayrıca anaokulu eğitiminin okula hazırlık açısından büyük bir öneme sahip olduğu bilinmelidir.

İşe yarayacağını düşündüğüm başka bir yol da, “nasıl olur da bu çocuk şunu anlamaz!” düşüncesi yerine, “nasıl olur da çocuğum bunları kavrayabiliyor” düşüncesinin geliştirilmesidir. Çünkü her çocuk kendisine has bir hız ve yöntemle gösterilenleri muhakkak kavrar. Aynı yaş dönemindeki çocuklarda birer ikişer haftalık farklar hatta aylık farklar bile normaldir. Önemli olan çocuğumuz gösterilenleri kavradığı anlarda övücü sözler ve küçük ödüllerle onu pekiştirmek ve desteklemektir.

Serbest oyun döneminden birden okul kuralları ve ödevlerle karşılaşan ve her gün belli bir saat dört duvar arasında oturmaya başlayan çocukların özellikle ilk birkaç ay yazabildikleri ve çizebildikleri kadar kabul edilmeleri, olumlu pekiştireçlerle pekiştirilmeleri, küçük hedeflerle becerilerinin geliştirilmeye çalışılması yeterli olacaktır. Özellikle başka çocuklarla kıyaslamadan ve aşağılayıcı sözlerden uzak durulmalıdır. Çocuğun ileriki yaşlarında ortaya çıkacak olan özgüven eksikliği ve yukarda bahsettiğim “ben başarısızım” inancı gibi temel inançların gelişmesine yol açmamak için başarısızlık, beceriksizlik, zeka gibi kavramların olduğu olumsuz cümleler asla kullanılmamalıdır.

Her ailede benzer sorunlar yaşandığını, her çocuğun aynı aşamalardan geçtiğini bilerek önce kendinize ve sonra çocuğunuza merhamet göstermeniz sorunların yok olması değil ama küçülmesine ve çocuğunuzun başarılı bir eğitim hayatı olmasına yetecektir. Kısacası kıyaslamayın ve eleştirmeyin yeter.

Bir Cevap Yazın