Depresyon

depresyondayım

Depresyon kelimesi hepimize en tanıdık gelen kelime. Son yıllarda en sık kullanılan kelimelerden bir tanesi oldu. Günlük yaşantımızda karşılaştığımız hayal kırıklıklarımıza, üzüntülerimize, sıkıntılarımıza “depresyondayım” diyerek karşılık vermeye başladık. Son yıllarda Türkiye’de psikolojik hizmetlerin yaygınlaşması özellikle basın yoluyla olduğu için, televizyon ekranlarından duyup öğrendiğimiz bu kelime bizim için artık birçok sıradan duygu durumumuzun tarifinde kullanılan bir anlatım aracı haline geldi. Bu kelime ile sıkça karşılaşmamızın nedenlerinden bir tanesi de üzüntünün, sıkıntının insanın günlük yaşantısının olağan bir parçası olmasıdır. Herkesin istediği bir duruma erişememesi veya bazı konularda hayal kırıklığına uğrama ihtimali vardır. Bu nedenle bu ve benzeri durumları depresyon olarak isimlendirmeye başladığımızda bu bozukluk sanki çok yaygınmış gibi bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Depresyonun kişinin yaşadığı psikolojik bir durum olduğu ve bu durumun bir uzmandan yardım alınmasını gerektirecek boyutta olup olmadığının anlaşılması çok önemlidir. Depresyondayım diye kendimize teşhis koymadan önce klinik anlamda destek verilmesi gereken depresyon belirtilerini bilmekte yarar var.

Depresyon kişinin günlük yaşantısını yani işini, evini, arkadaşları ile ilişkisini, bulunduğu, üye olduğu topluluktaki ilişkilerini ciddi anlamda olumsuz olarak etkileyen bir durumdur. Kişi depresif duygu durumundayken önceden zevk aldığı hiçbir etkinlikten zevk alamamakta, önceden ilgi gösterdiği hiçbir faaliyete ilgi göstermemekte, eşine, çocuklarına ve ailesine yeterince kaliteli vakit ayırmamaktadır. Tabi ki bu belirtiler kişiden kişiye farklılık göstermekte ve şiddet düzeyi de değişmektedir. Örneğin ileri dereceli depresyonda kişiler yataktan dahi çıkmayacak duruma gelebilmektedirler. Veya daha hafif ve geçici durumlarda kişiler günlük aktivitelerini azaltmakta, arkadaşları ile her zamankinden daha az görüşmek gibi davranışlar gösterebilmektedirler.

Depresif duyguları olan bir kişinin uyku düzeni de olumsuz olarak etkilenmektedir. Geceleri uyuyamamak veya iştahta azalma, görülen en sık belirtilerdendir. Veya tam tersi de söz konusu olabilmektedir. Örneğin bazı insanlar daha fazla yemek yeme veya çok uyuma şeklinde belirti geliştirebilirler.

Bahsedilen bu belirtiler kişilerin psikolojik destek almaları için yeterli sebeptir. Çünkü yeterli uyku uyumayan veya yemek yemeyen bir kişinin iş verimi otomatik olarak düşecektir. Veya aşırı uyuyan kişinin çalışmakla ilgili sorunları olacaktır. Evdeki sorumluluklarını yerine getirmede de zorluklar yaşayacaktır. Bu nedenle depresyon belirtilerinin ağırlaşmasına izin vermemek için psikoterapi sürecine girilmesi son derece faydalıdır.

Bazen çevresel şartların etkisi ile de depresyon belirtileri gösterebilir insan. Örneğin hiç beklemediği bir zamanda işini kaybeden, ailesinin geçimini sağlayamayan birisinin göstereceği tepkilerden ilki depresif tepkiler olabilmektedir. Çünkü kişinin zihnini böyle bir durumda gelecek endişesi ve karamsarlık kaplar. Günlük herhangi bir meşguliyeti de olmayınca karamsar düşüncelerin eşliğinde depresyonun etkisini göstermesi kaçınılmaz olabilmektedir. Özellikle sosyal destek göremeyen bireyler, mesela devlet veya ailesi ve yakın çevresi tarafından bu gibi durumlarda destek olunmuyorsa depresyona daha hızlı teslim olunabilmektedir.

Böyle bir durumda yapılması gereken öncelikle -kişinin içinden gelmese dahi- iş bulmak için gayret göstermesi, iş aramasıdır. Gelecek endişesine odaklanmadan elindeki bütün imkânlar, aklına yatmayanlar dâhil olmak üzere, kullanmalıdır. Çünkü kişi kendi başına kaldığı ve karamsarlığa teslim olduğu andan itibaren depresif duygularla mücadele gücünü kaybetmeye başlayacaktır.

Ümit, kişinin muhafaza etmesi gereken bir motivasyon kaynağıdır. Hayal kurmak veya gerçekçi olmayan düşüncelerle yaşamak değil, olabilecek ihtimalleri gerçekleştirmeye yönelik hareket etmek depresyonun en önemli ilacıdır. Birçok depresyon hastası, herhangi bir sosyal faaliyet içine girdiğinde karamsar duygularından uzaklaştığını ifade etmektedir. Burada önemli olan nokta, eylemsizliğin, hareketsizliğin karamsarlığı doğurduğu gerçeğinden hareketle; “depresyonum iyileşsin sonra işime, gündelik yaşantıma devam ederim” anlayışı yerine, önce eyleme girişmek ve karamsarlığın bu şekilde biraz olsun rahatlamasına yol açmaktır. Bu tür faaliyetler kişiye yeni imkânlar ve yollar göstereceğinden, ki yaşam bütün bu ihtimallere göre dizayn edilmiştir, kişinin depresyon belirtileri hafifleyecek veya tamamen kaybolacaktır (tabi ki burada iyileşen depresyonun, hafif ve çevresel şartlara bağlı olarak gelişen depresyon olduğu, yoksa kronikleşmiş ve kişinin ağır semptomlar geliştirmesine neden olmuş depresyon için bu çalışmaların sadece rahatlama aracı olabileceği unutulmamalıdır.)

Depresyonun en sık karşılaşılan nedenlerinden bir tanesi de aşk ilişkilerinin ayrılıklarla veya istenmeyen sonlarla bitmesidir. İlişkilerimiz gündelik duygu durumumuzu doğrudan etkileyebilmektedir. Ergenlik döneminde yaşanan aşk ilişkileri çalkantıları ile depresif duygu durumunun yaşanması açısından oldukça etkili olabilmektedir. Lisede veya üniversitede yaşanan bu türden bir ilişkinin, eğer kişilik yapımızdan kaynaklanan ve problemi daha da kronikleştirecek bazı faktörler söz konusu değilse, geçici olduğunu bilmek önemlidir. Bu gençlik aşkları geçicidir anlamına gelmemektedir. Ama genç insan henüz yaşamının başında olduğundan ve bu duyguları yeni yeni tecrübe etmeye başladığından iş yaşamı, faklı çevreler vs. gibi etkenler sayesinde bu olumsuz yaşantıların izlerini belli bir süre sonra unutabilmekte veya bu izler artık onları rahatsız etmez hale gelmektedir. Evlilik yaşamında ise eşimizle yaşayacağımız benzeri durumlar bizi depresyona sürükleyebilir. Kişisel kanaatime göre, her ne kadar bugünkü anlayışla geniş aile şeklinde yaşamanın, toplumsal dinamiklerimiz sebebiyle daha da olumsuz olacağı düşüncesi hâkîmside, etrafımızda bize destek verebilecek bazı sözü dinlenir kişilerin olması son derece önemlidir. Tabi ki sosyal destek veren kişilerin idare edemeyeceği türden durumlarda, bir uzmanla görüşülmesi muhakkak gerekmektedir.

Üzerinde durulması gereken başka bir husus ta depresif tepkilerin öğrenilebilir olmasıdır. Bu tepkilerin öğrenilebilir oluşu, öncelikle bizim nasıl ve kimden öğrendiğimizi soruşturmamıza ve de çocuklarımıza bu tepkileri geçirip geçirmediğimize de bakmamıza yarayacaktır. Örneğin, A durumu ile karşılaşıldığında B deki gibi depresif bir tepkiyle mesela yemek yememe ile karşılık vermek, küsmenin ve korkuların öğrenilmesi gibi öğrenilebilir bir davranıştır.

Artık geceleri uyuyamıyorum.

Eşime karşı çabuk öfkeleniyorum.

Çocuklarıma daha sert davranmaya başladım.

İş yerimde huzursuz hissediyorum, kimseyle konuşmuyorum.

Hiçbir şeyden eskisi kadar zevk almıyorum, sürekli oturuyorum.

Sürekli dışarı çıkıp bir şeyler yemek veya alışveriş yapmak istiyorum.

(Aşağıdaki düşüncelerin sonunda oluşan tepkiler)

Doğum yaptım ve vüdumun bozulduğunu düşünüyorum,

Eşim beni beğenmiyor,

Bu benim ilk çocuğum nasıl başa çıkacağım,

Kayınvalidem ne yapmam gerektiği ile ilgili sürekli baskı yapıyor vb.

(Depresif duygu ve düşüncelerin doğmasına neden olan düşünceler)

Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere, kişi depresif düşüncelerinin etkisi ile bazı tepkiler göstermeye başlamaktadır. Depresyonun oluşumunda hayata, başkalarına ve kendimize ilişkin bilinçaltı düzeydeki düşüncelerimizin etkili bir rolü olduğu unutulmamalıdır. Çocuklarımıza hayatta bazı sıkıntılar ve engeller olabildiği ve bu durumlara nasıl tepki verilebileceği model olarak gösterilmelidir. Ayrıca çocuklara duyguların net bir şekilde tanımı yapılmalı ve duyguları yaşamak ve göstermenin çok doğal olduğu anlatılmalıdır. Üzüntünün, yaşamın en temel duygularından bir tanesi olduğu ve bunun bir yıkım olmadığı da ifade edilmelidir. Yetişkinler olarak iç dünyalarımızda daha fazla seyahatler yapmamız, değerler sistemimizi yaşayan, organik bir yapı haline getirmemiz ve kendimizi sağlıklı bir sosyal ağ içerisinde konumlandırmamız depresyonla mücadele edebilmemiz için son derece önemlidir.

Bir Cevap Yazın